22 Kasım 2011 Salı



Kış favorimdir.. Öküzler kesilir, odunlar yakılır.. Ve tüm ayılar uyur..

21 Kasım 2011 Pazartesi

Bayıldım buna bayıldım!!

Bu resmin altına bence hiçbir şey yazmaya gerek yok.Bazen kelimeler kifayetsiz kalır ya işte bu resim tam onlardan.

Pazartesileri hiç sevmiyorum.Adaptasyon sorunu yaşıyorum,yerimi yadırgıyorum.Aslında ben sabahları sevmiyorum.Saatim 07:00 da çalmaya başlıyor fakat ben her zaman 07:45 te uyanıyorum.Biyolojim, psikolojim buna alıştı yapılacak bişey yok :) Hayırlı haftalar diliyorum.




14 Ekim 2011 Cuma



Enerji Bakanı Taner Yıldız gün ışığından daha fazla yararlanmak ve verimliliği artırmak için mesaiyi saat 6-7 civarında başlatmak ve cumartesiyi de çalışma günlerine dahil etmek için hazırlık yaptıklarını söylemiş. Bu denli işsizlik varken, insanlara iş imkanı oluşturacaklarına, mevcut potansiyelin daha çok çalıştırılması yönünde atağa geçen devletimizin, işsizlik olayına bakış açılarını da çok iyi gösteren ve “Peki siz ne zaman çalışacaksınız” dedirten bir öneri.Benim şöyle bir fikrim geldi; cuma yarım gün olsun, pazartesi tatil olsun. ya da cumartesi ile pazar iş günü sayılsın, hafta içi seçilen 2 gün tatil yapılsın. ya da... eah, neyse banane :)

Yazın Son Kırıntıları

Telefonumda az önce yazdan kalma fotoğraflar buldum.Muhtemelen siteye koymak için çekmiş ve unutmuşum:) Olsun havalar serinlemeye başlamışken son bir bakış atalım yaz bahçesine olmaz mı?














Bu gördüğümüz sebzeler şuan derin dondurucularda sıralarının gelmelerini bekliyorlardır.Rahmetle anıyoruz :)

26 Eylül 2011 Pazartesi




Son bir aydır o kadar çok kitap okudum ki kendi rekorumu kırdım sanırım. Evde başka dışarıda başka bir kitabı okuyunca ister istemez kafam karışıyor ben kimim demeye başlıyorum. Sanki romanlardaki sahneler gerçek hayatıma inmiş gibi kimi zaman Lolly oluyorum, dağ evinde fırtına ile uğraşıp kötü adamlardan kurtulmaya çalışıyorum. Kimi zaman soluklanıp Ayşe Kulin gibi çeyrek asırlık geçmişimi gözden geçirip muhasebeye oturuyorum. Ve hesabın içinden çıkamadığım zamanlar “Ölü Zaman Hikayesi”ndeki Tarık oluyorum. Onun gibi hafızamı kaybetmiş olmaya aslında ne kadar ihtiyacım olduğunu hissediyorum.
Ben aslında yazarları hep kıskandım. Bir hayatı bir başkasına anlatmayı beceremeyenlerdenim. Fıkra bile anlatamam. Sadece AN’larımı anlatmaya çalışırım kendimce. Zihnim yetmez sayfalarca yaşanmışlıkları yazmaya yada hayalleri kurgulayarak aktarmaya.Yani ben bu konuda çok beceriksizim.
Kimileri vardır hem hikayeler yazar, hem şiirler hatta ve hatta besteler yaparlar. Utanmasalar alıp fırçayı ellerine ressamlık da yapacaklar. İşte on parmağında on marifet dedikleri ,Allahın yaratırken her türlü meslek baharatını karıştırdığı kişiler bunlar. Torpilliler, İdolümsünüz belki bir gün bende………..diye başlayan bir cümle kurmayacağım merak etmeyin.O kadar da haddimizi biliyoruz yani.

12 Eylül 2011 Pazartesi




Herşeyin üstüne geldiği falan yok !!


Sadece senin çok üstüne düştüğün şeyler var.


A.Huxley

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Tarihi Konaklar

Tüm yaşanmışlığıyla, buram buram tarih kokan konaklar.Yıllar onları biraz yormuş olsada gizemli çekicilikleri beni de kendilerine doğru çekiyor.Dar sokaklar arasına nasıl da sığdırmışlar koskoca yaşanmışlıkları.Durup karşısında konağı dinliyorum.İçeriden gelen tahta merdiven seslerini, kuyudan çekilen suyun serinsesini dinliyorum ve biraz kaldırıma doğru atıyorum kendimi.Kimbilir belki de birfayton çekiliverecek konağın önüne.
Bahçede etrafına asma sardırılımış çardakta oturuyorum, İçime çekiyorum ferah tarihi,tarih akıyor içime.Kimler girip çıktı Çift kanatlı kocaman giriş kapısından, kimler neleri izledi büyük pencerelerden.Ne sorunlar yaşandı ne kararlar alındı kimbilir koca konakta.Hanımları ne nakışlar işledi gergefte,kızlarına nasıl çeyiz sandıkları döşedi.Düşündükçe tarihe dalıyor naftalin kokusu alıyor insan.Bu konakları ve içinde yaşanılanları düşünerek yaşanmışlıklar yaşatmak adına apartman dairemin yolunu tutuyorum cebimde asma yaprağıyla.

19 Ağustos 2011 Cuma

NOSTALJİK SAAT!!!


Tam bulmacalık oldu başlık 16 harf 2 kelime?evet doğru tahmin ettiniz ramazan davulcusu:) saat şuan 02:40 uzaktan hoş bir ses geliyor.Bakıyorum pencereden gittikçe nahoşlaşıyor.Hakikatten 11 ayda bir de yapılsa zor bir meslek.Gecenin bir yarısı kalk tenha sokaklarda en az 106 desibel(araştırdım) ile kendi kendine gez.Acaba kulakları için bir önlem alıyorlar mı diye merak edip ufak bir araştırma yaptım.Kulaklarına birşeyler tıkayıp tıkamadıklarını öğrenemesem de şöyle bir bilgi dikkatimi çekti ;müzik enstrümanları da en az delme makineleri ve elektrikli testereler kadar işitme kaybına neden olma potansiyeline sahiplermiş.Fakat İlginçtir ki, dinleyicilerin bir sesi gürültüden ziyade “hoş bir müzik” olarak algılaması halinde, işitme kaybının boyutu çok ciddi düzeylerde olmayabilirmiş.Hey beyin daha keşfedemediğimiz nelerin var.Noltaljik saat ramazan davulcusundan yola çıkıp, beynin bilimselliği ile nasıl konudan uzaklaştım ben de anlayamadım.Neyse sanırım uykum geldi.Yoksa bu bana beynimin bir oyunumu :)) iyi geceler...